Canlılığa ve Canavar’a Tahammül
M. Işıl Ertüzün

Canlılığa ve Canavar’a Tahammül

Ve nihayetinde bir zamanlar hepimiz birinin/ bir yabancının içinde yabancıydık/ en aşina olandık…

Unheimlich (Tekinsiz)  makalesinde Freud (1999 [1919]) tekinsizlik hissini korku yaratan şeylerin eskiden beri bilinen ve yabancı olmayan bir şeye geri uzanan türü olarak tanımladıktan sonra kelimenin kökenini ve özellikle Almanca’daki kullanımlarını inceler. Heimlich eve, aileye ait olan, evcil, rahat, dostça, anlamlarında kullanılır. Ama bazen de tam da böyle olmayan için de aynı kelime kullanılmaktadır. Heimlich ve unheimlich birbirinin içine girmeye başlar böylece. Heimlich’in ikinci bir anlamı gizliliğe dairdir. Başkasından saklanan, özel olan heimlich, açığa çıkan ise unheimlich olur. Devamında unheimlich tehlikeli, büyüsel, dehşet verici olandır. Bir üçüncü anlamda ise heimlich hayaletsi etkilerden uzak olan, teklifsiz olandır.

Bu heimlich/ unheimlich kelime çiftinin kendisi bir tekinsizlik içeriyor sanki. Birbirinin aynısı ve zıddı, aynı anda. Bir kafa karışıklığı getiriyor.  Dolayısıyla ev neresi, kimin evi, kim kimin içinde gizli sorularıyla hemhâl olmaya başlıyoruz.

Freud makalenin ilerleyen kısımlarında unheimlich olanın bir zamanlar heimlich olan yer olduğunu söylüyor: “her birimizin bir zamanlar ve başlangıçta yaşadığı…” Yani annemizin rahmi, onun bedeninin içi…

İnsan yavrusunun ne kadar büyüse ve ne kadar kendine yeni evler bulsa da ilk ve en acaip ilişkisinin hep bu ilk ev olan anne bedeniyle olduğunu akılda tutarak hamilelik süreçlerindeki tekinsizliği incelemek istiyorum. Fakat psikanalitik literatürde annenin bebekle ilişkisinde tekinsizlik hissinin ne kadar incelenmemiş kaldığını görmek şaşırtıcı. Hamilelik süreçleriyle ilgili bazı kitapların dizinlerinde tekinsiz kelimesi geçmiyor, ya da PEP’te (Psychoanalytic Electronic Publishing (Psikanalitik Elektronik Yayınlar)) hamilelik ve tekinsiz kelimelerini yan yana arattığınızda çıkan sonuçlar hamile annenin bebeğiyle ilgili tekinsizlik hissinden pek bahsetmiyor.

Belki üremeye yardımcı tedavileri düşünmek tekinsizliği biraz anlamaya çalışmamıza başlangıç oluşturabilir. Bu teknik/ yöntem / tedavi çeşitli özellikleriyle tekinsizlik hissettirebilecek tınılar barındırmaktadır. Fakat bu tınıların aslında hamilelikle, çocuğu olmak ya da çocuk olmakla ilgili düşlemlerimizin içinden geçtiğini görebiliriz.

Üremeye Yardımcı Tedaviler; İçerisi-Dışarısı

Genel tanımıyla “üremeye yardımcı tedaviler” çiftlerin “doğal” yollarla, yani cinsel birleşmeyle çocukları olmadığında başvurdukları tıbbi ve teknik sürecin adı.  Bir çocuğun dünyaya gelebilmesi için gereken çeşitli aşamalarda belirlenen ya da varsayılan sorunlara çözümler öneren bu süreç “sağlıklı” yumurta ve spermin birleşmesinden sağlıklı embriyo oluşmasına ve rahimde taşınmasına ve hamilelik sürecinin tamamlanmasına kadar çeşitli şekillerde “yardımcı” oluyor. Bu tanım gereği, doğal olandan bir anlamda çıkmaya başlıyoruz.

Çıkmak kelimesi bizi içeriye ve dışarıya götürecek. “Doğal” olanda kadın bedeninin içindeki yumurta dışardan (cinsel birleşme ile) gelen spermi içerde tutacak, böylece döllenen yumurtadan embriyo üreyecek, embriyo rahme tutunacak ve vakti gelene kadar fetüs anne rahminin içinde, amniyotik sıvının içinde, dışarı çıkabilecek hâle gelinceye kadar barınacak.

Oysa ÜYTE ile: Aşılamada erkekten alınan spermlerin önce dışardan geçerek içeriye verilmesi… Tüp bebek tedavisinde hem kadının içinden yumurtaların dışarıya alınması hem erkekten spermlerin, sonra bunların dışarda döllenmesi, bazılarının dışarda elenmesi (yeterince iyi bölünmeyen, yeterince iyi bir embriyoya dönüşmeyenlerin ya da dondurulacak olanların ya da ileri genetik testlere tabi tutulacak olanların) sonra “seçilmiş” embriyoların anne adayının rahmine yerleştirilmesi… Donasyonda, başka bir kadının yumurtalarının dışarı çıkarılıp baba adayının spermleriyle döllenmesinden elde edilen embriyoların anne adayının içine yerleştirilmesi, ya da başka bir erkeğin spermlerinin ya da başka bir kadın ve erkeğin yumurta ve spermlerini kullanarak embriyo oluşması… Taşıyıcı annelikteyse, anne adayı ve baba adayının ya da onlara yumurta ya da sperm bağışlayan kişilerin hücrelerinden oluşan embriyonun başka bir kadının içine yerleştirilmesi ve oradan doğurulan bebeğin aile içine girmesi… söz konusudur. Yani bu yöntemler içerde elverişli, sağlıklı olmayan bir şeyler olduğunda, bir şeyler eksik olduğunda dışarıdan dolaşarak içeri girilen bir süreci mümkün kılar.

Her şey mümkün

Mümkün; aynı zamanda bazı olmaz denilenlerin olmasını sağlar göründüğü için de kullanmaya değer bir söz, çünkü mesela ileri yaşlarda da olsanız çocuğunuz olması mümkün. Sağlık sorunlarınız olsa da. Hatta genetik hastalıkları eleyebilmek için sadece bir kadından değil iki kadından alınan yumurta hücreleriyle de çocuk yapmak da mümkün. (17 Mart 2017 tarihli haber )  Çağın mottosu da zaten “yeterince isterseniz her şey mümkün”. Mümkün olmayanın mümkün olmasında da tekinsiz bir taraf var, tam da Freud’un bahsettiği (1919) her şeye gücü yeten olmadığımız hâlde yettiğini hisseder gibi olabileceğimiz, kendi gücümüzden ya da tıbbın gücünden ürperebileceğimiz, sınırların ve yetersizliklerin kalktığını varsayabileceğimiz… Ölmüş birinin dondurulmuş yumurta ya da spermini kullanmak; hamileliği taşıyamayan biri için bunu annesinin yapması… sadece birkaç örnek olabilir.

Bu mümkünlükler insan bedenine gerek olmayacak üreme yollarının mı gelmekte olduğunu gösteriyor? Yapay rahimde büyüyen kuzu ile birlikte anne bedenine gerçekten ihtiyaç olacak mı, ya da Matrix filminde insan fetüslerin aslında bir matrikse bağlı oldukları sahne ne kadar uzak? Le Breton’un (2014 [1999]) dediği gibi (kusursuz kılınamayan) “bedeni yürürlükten kaldırıp büsbütün silmek ve yerine daha mükemmel bir makine koymak” arzusu insan türünün ölüm korkusuna karşı kurduğu bir fantazma mı? (s. 13)

Bu mümkünlükler çoğaldıkça bir de kadim varsayım mater semper certa est, anne her zaman bellidir’i (doğurandır) düşünmeye yöneltiyor. (Bu konuda bir tartışma için bkz Somay, 2016) Annelik genetik malzemeden mi, taşıma ve doğurma sürecinden mi, yoksa büyütüp yetiştirmekten mi gelir? Aynı şekilde babalık için de bu sorular geçerlidir. Ebeveynlik tanımlarını, çocuk isteğini, bir çocuk için neye ya da kime ihtiyaç olacağını, ya da çocuğun kimi, nasıl ebeveyn olarak sahipleneceğini sorabiliriz.

Güven

Düşlemler tekniğin arasında dolanırken en sık rastlanan kaygılardan biri şu soruyla görünür: Spermler ya da embriyolar karışır mı? Yani dışarda bir şeyler olup benden sandığım bir yabancı içime girer mi? 2016 yılından bir haberde (BBC), Hollanda’da bir tüp bebek merkezinde 26 kadının yumurtalarının yanlış spermlerle döllenmiş olduğundan bahsediliyor. Aynı haberden Singapur’da bir kadının bebeğinin ten rengi dolayısıyla eşinin değil başka birinin sperminin kullanıldığından şüpheyle açtığı davayı kazandığını öğreniyoruz. Edebiyattan bir örnekte ise Ayrılık Valsi’nde (Kundera, 2014) yanlışlıkla değil ama niyetle tüp bebek kliniğinin doktorunun kendi spermlerini kullandığını okuyoruz. Konu çoğunlukla spermlerle ilgili gibi duruyor, muhtemelen sperm hep zaten dışardan gelen olduğu için. Bir internet forumunda karışıklık kaygısıyla ilgili bir iletide “tabii başında duramayız” diyor tedavi sürecindeki bir hasta. Ama teknik ilerledikçe başında durma değilse de mesela embriyoların gelişimini an be an takip edebilmek için kullanılır hâle gelen görüntüleme yöntemleri hem embriyoların kontrolü için dışarı çıkmaların daha az gerek duyulmasını sağlamakta (laboratuar şartlarında da iç ve dış var böylece: inkübatörün içi ya da inceleme ortamı, ya da nakil anı) hem de embriyo sağlığının ötesinde çiftlere bu tekinsizlikle baş etmeye çalışırken bir bağ kurmakta işe yarıyor olabilir. Fakat bu izleme, güven verir mi, yoksa bu kadar çok görme vurgusu kaygının “görünürde” yatışıp daha derinlerde kalan tekinsizlik hissini besler mi?

 

Yazının tamamına linke tıklayarak SURET’in 9. sayısından ulaşabilirsiniz.