Covid-19 Ve Erken Anne-Bebek İlişkisi Üzerine Bazı Düşünceler
Yazar: Deniz Arduman

Covid-19: Hayalet-virüs

Kendisini göremediğimiz, varlığından ancak hastalanınca ve hastalandırdığında haberdar olduğumuz, bazı bünyeleri sadece bir taşıyıcı olarak kullanan, bazı bünyeleri öldüren, bulaşmaktan, bulaştırmaktan korktuğumuz dışsal bir tehdit olarak Covid-19 virüsü bir çoğumuzu içsel dünyalarımızda nesilden nesile mutasyona uğramadan ve aynen aktarıldığı için bütünlüğümüz ve canlılığımız için büyük tehlike arz eden içsel tehditlerle, “beşikteki hayaletler”imiz (Fraiberg, Adelson, Shapiro, 2018), kuşaktan kuşağa konak bularak aktarılmış içsel “virüslerimiz” ve tekinsiz olan ile temas ettirmiş olabilir mi?

Virüsten korunmak için girilen karantina, “ev” kavramını yeniden gözden geçirmemize neden oldu. Evi, iç ev olarak düşünürsek, bazıları iç evinin kapsayıcı, koruyucu, besleyici odalarında teselli ve güven bulurken, bazıları iç evlerinin tekinsiz, hapsedici, boğucu odalarında, bazıları ıssız ve boş odalarında dolaşmaya başladı. Ev, bazıları için dışarıdaki saldırgandan koruyan bir kale, bazıları için kendi saldırganlığının/hastalığının sağlıklı olanlara bulaşmasını engellemek için kapanılan bir hapis/ceza-evi oldu. Freud’un (1919) Türkçeye “tekinsiz” olarak çevrilmiş “unheimlich” kavramından yola çıkarak, ev bazıları için “heimlich” tanıdık, bildik, dostça, evcil bir yer olurken, bazıları için “unheimlich” yani yuva-cıl olmayan, yabancı, tedirgin edici bir yer oldu.

Karantina kelimesinin, İtalyanca “quaranta”, yani “kırk” kelimesinden geldiğini düşünürsek, virüsten korunmak için girilen karantinanın doğumdan sonra dışarıya çıkabilmek için bebeğinin “kırk”ının çıkmasını bekleyen annenin bebeğiyle birlikte girdiği karantina dönemindekine benzer dinamiklere ev sahipliği yapmış, bazılarını anneyle erken ilişkideki sıcaklığa, keyfe götürürken, bazılarını anne ile erken ilişkideki kesintilere, mahrumiyete, “kötü meme”ye geriletmiş olabilir mi? Lohusalığın ilk 40 gününde, anne ve bebeğin karantinaya girerek korunduğu anne ve/veya bebeğe tehlike arz eden “virüs”ü, kapının eşiğinde bekleyen “al karısı”nı veya “kem göz”ü psikanalitik olarak annenin kendi iç evinden, kapının dışına sürdüğü, kapısını her an açıp içeri dalabilecek bir “al karısı”na yansıtarak dışsal bir tehlike haline getirdiği saldırganlığı, yıkıcılığı, hasedi olarak düşünürsek şu anda bizi ve özellikle annelerimizi hastalandırmak, öldürmekle tehdit eden bu virüsün bir çoğumuzu bu saldırılara en açık olduğumuz ve bu saldırıları en şiddetli şekilde gerçekleştirdiğimiz söz öncesi anne-bebek ilişkisine, ilk 40 güne, Kleincı bir bakış açısından (Klein, 1975 [1946]) bakarsak, paranoid-şizoid dönemdeki bebeğin saldırganlığına, annenin misillemesine, tıpkı virüs gibi, var olduğunu bildiğimiz ama gözle göremediğimiz ve hakkında somut olarak konuşamadığımız bir döneme gerilettiğini, o dönemdeki birtakım yaşantıları tekrar deneyimlememize sebep olduğunu düşünebilir miyiz?

Psikanalizguncel.com sitesinden yazının tamamına ulaşmak için tıklayınız.